İhtiyacı Olmadığı Halde Neden Kulluk Ettiriyor?
İnsan ‘ihtiyaca’ binaen eyler, eylemde bulunur. Tanrı böyle değil. İhtiyacı olduğu için eylemez, eylemde bulunmaz. Kendi eylemlerine ait asıl saiki biz bilemeyiz. Belki bunu bilmemiz ve kavramamız da mümkün değildir, mevcut idrak kapasitemizle (100 Milyar nöronun kendi aralarında kurduğu 100 Trilyon bağlantı yetmeyebilir). O bize açıklamadıkça kendi aklımızla bu cevaba akli çıkarımlar yoluyla ulaşamayız. Ahirette tekrar yaratıldığımızda bu soruyla ilgili alacağımız cevap bizi tatmin eder ya da kavramamız, tatmin olmamız için daha üstün bir beyin kapasitesiyle yaratılırız o şekilde kavrarız. Melekler de herşeyi kendi akıllarıyla kavrayamıyorlardı. Onların da algı ve akli kapasitesi sınırlıydı. Allah, onlara, Adem’in yaratılışıyla ilgili yaptıkları ‘itiraza’ ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim’ diye karşılık vermişti. Aynı cevap bizim için de geçerli, aklımızın yetmediği mevzular olduğunda Allah’ın hikmetine güvenmek aklın bir emridir.
Soruyla ilgili ayrıca şunları söyleyebiliriz:
Burada ortaya çıkan sorun algısı ‘kulluk’ kavramı konusundaki zihin bulanıklığından kaynaklanmaktadır. Bu kavramı doğru tanımlamazsak kafa karışıklığı devam eder. İnsanlar kavramlar aracılığıyla düşündüklerinden doğru düşünmenin temeli kavramları doğru kullanmaktır.
Kulluk kavramını en genel haliyle şöyle tanımlamak gerekir:
Kulluk, var oluş halinin gereğini yapmak, gereğine göre hareket tarzı, var oluş halinin tabiatına uygun davranmaktır.
İnsan Allah’ın yarattığı bir varlık olduğundan, onun var oluş hali Yaratıcısının belirlediği haldir. Bu hale uygun hareket tarzı en geniş anlamıyla Allah’a kulluktur.
Allah öyle yüce bir varlıktır ki, O’nun mahlukatının O’nun karşısında ‘kulluktan’ başka bir varlık hali içinde olması mümkün değildir. Bu kulluğun şekli şemali içeriği yine her varlığın fıtri durumuna ve Allah’ın dilemesine göre değişebilir.
Allah’ın dışındaki varlıkların hepsine ‘kul’ diyebiliriz. Allah’ın dışındaki bütün varlıkların davranış tarzı otomatik olarak kulluk olmalıdır zaten. Yani Rabbisinin isteklerine göre davranmak. Çünkü varlıklar O’na ait.
Kulluk, yani Yaratanın emirlerine/yasalarına/tabiat yasalarına göre yaşamak, her varlığın doğal olarak içinde bulunması gereken bir haldir. Herşeyi Allah yarattığı için Allah o varlıklara bazı şeyleri emredebilir, bu yetkiye sahip yegane varlıktır ve bu emirleri yerine getirmek de ontolojik olarak olabilecek en doğal durumdur.
O bunları emrederken onların bu hallerine, bu emirlere uymalarına Allah’ın Zatı itibariyle bir ihtiyacı yoktur. Allah’ın namaz kılmamıza ihtiyacı olduğundan dolayı Allah bunu bize emretmiyor. Bunu bize bizi imtihan etmek için emrediyor, zaten Kuran’da geçen bütün kulluk emirlerinin sebebinin imtihan olduğu dile getirilmektedir.
Öte yandan namazın kendi içinde başka amaçları da vardır: Allah’ı bize günde beş kere hatırlatması. Bu suretle namaz insanı disipline eden(Allah ile bağını kuvvetlendiren) bir araçtır. Emredilmesinin hikmetlerinden birisi budur, insanı doğru yolda tutmak.
Burada yanlış anlamaya yol açan nokta ‘kulluk’ kavramına bakıştan kaynaklanıyor gibi. Mesela cennette Allah ile olan ilişkimiz bugünkü anladığımız manada Allah için davranışları/ibadetleri yapma şeklinde olmayacak. Yani o manada Allah’a kulluk yapmayacağız cennette. Cennette Allah’a kulluğumuzun şekli kalbimizdeki sevgi ve şükür duygularını yaşamak şeklinde olacaktır denilebilir.
Demek ki, kulluk imtihan için istenen bir olgudur. İmtihan yoksa -dar anlamıyla- kulluk da yoktur. Yukarıda tanımladığımız geniş anlamıyla kulluk(Yaradan-yaratılan ilişkisi) hep var olacaktır. Lakin bu cennette namaz kılmak, oruç tutmak şeklinde olmayacak, gönüllü olarak o da olabilir. Dolayısıyla neden kulluk yapmamızı istiyor sorusundan ziyade neden imtihan ediyor sorusu daha önemlidir.[‘Sonucunu bildiği halde neden imtihan ediyor’ sorusuna cevap için tıklayınız!]