İNANÇ ZAN MIDIR, KESİN BİLGİ MİDİR?

Pozitivistlerin Kibri

Pozitivistler ilim ve ‘kesin bilgi’ tabirlerini kendi görüşlerine mal etmeyi pek severler. Dini olan bilgiler ilim olamaz onlara göre. Sadece bir inançtır, yani onların tanımlamasıyla zandır. Zanni bilgilerdir, ama ilim değildir. Hep ilim değil derler, en iyi savunma saldırıdır taktiğine uygun olarak, inananları psikolojik olarak bastırmaya çalışırlar.

‘İnancın’ konusu ‘düşüncenin’ konusu tarzında ayrımlar yaparlar ancak bunların hepsi sun’idir.  İnanç da bir düşünce içerir, düşünce ‘şey hakkında verilen hükümlerdir’. O düşünce çürük olabilir, akli teste tabi tuttuğunuzda testi geçemeyebilir, her inanç doğrudur diye bir kaide de yok zaten. Eğer inancın kendisi buna(kendisinin tartışılmasına) müsaade ediyorsa o düşüncenin konusu değil deme yetkisine kimse sahip olamaz. İnanç derse ki, ‘ben dogmayım bana böyle inanacaksın’ ancak o zaman bu söz doğru olabilir. Sırf pozitivist önyargılarından dolayı insanların böyle demesi doğru değil.

Çünkü Kuran kendisi için ‘ilim’ tabirini kullanır. ‘Sana indirdiğimiz ilme rağmen onların hevasına uyarsan seni saptırırlar.’ Burada vahiy bilgisi ‘ilim’ olarak tanımlanmaktadır.
Kur’an insanı düşünen, varlıkları isimlendiren ve bilen bir varlık olarak nitelendirir. (29/8,31/15,35/28,17/36) İlim kelimesi hem Allah, hem insan ve hem de melekler hakkında kullanılır. (2/30-33,72 vd.) İman da bilgi üzerine bina edilir.

Kur’an ahlaki yönü itibariyle ilmin üstünlük ifade ettiğini, hakikatın anlaşılması ve doğru yolun tutulması için bilginin gerekli olduğunu, bilenler ile bilmeyenler arasında mutlak bir fark olduğunu bildirmiştir.

İlimle ve delile dayanmakla ilgili ayetler:

  • Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur. (17/36)

  • Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (2/120)

  • Putperestler diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz. De ki: Kesin delil, ancak Allah’ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi. (6/148-149)

  • “De ki: Rabbim ilmimi artır”(20/114)
İlmin tanımı:
  • İlim vakıaya/gerçeğe uygun olan kati/kesin inançtır.

Burada iki şart var:

1. vakıaya/gerçekliğe uygun olmasının gerekliliği

2. kişide kesin inanç oluşturması (nefsin psikolojik bir emniyet içinde olması)

Örnek:

‘Kahire Belçikanın başkentidir’ ilim değildir, çünkü vakıaya uygun değil.

‘Kahire Mısır’ın başkentidir’ ilimdir, çünkü vakıaya uygundur. Bu gerçeğe kesin olarak inanılmazsa kişi açısından ilim teşkil etmez,  zan olur o şahıs için, dolayısıyla ikinci şart ‘kişide kesin inancın hasıl olması’dır.

  • Zan ilmin zıddıdır. İlim tereddüt, zan vb. terimlerin aksine kesinlik ifade eder, şüphe ve kapalılıktan uzaktır.

  • İlim gerçekliğin ifadesidir, gerçekliği yansıtmayan ifadeler bilgi değildir.

  • İlim birşeyin hakikati ile idrak edilmesidir (herhangi bir konuda hakikata ulaşmaktır).

  • İlim hem tasavvurlarımızı(Vorstellung), hem de tasdiklerimizi(hükümleri/Urteil) içine alan bir kavramdır.

İlim ya

1-idrak/tasavvurdur. Mesela insanı görmek zihinde hemen bir ilim/bilgi oluşturuyor (burada bir hüküm yok, o bilgiyi hemen zihnimizde hazır buluyoruz)

ya da

2-tasdiktir. Mesela insan uzundur demek gibi (burada hem idrak hem de hüküm var)

idrak 🡪 duyular (duyular dışarıdaki verileri şuura/bilince naklediyor)

tasdik 🡪 akıl yürütme (tasavvur haline gelmiş, duyuların naklettiği ham bilgiyi akıl değerlendiriyor, hüküm veriyor)

Bilgi elde etmenin yolları ve kaynakları:
  1. Şeyin zatının idraki, algınlanması yolu (ağaç, deniz, yıldızlar)

  2. Şeyin eserinin –izinin- idraki, algılanması yolu (uçak sesi, ayak izi, kainat Allah’ın eseri olarak)

  3. Sadık/doğru haber yolu (sadık habercilerin başında resuller gelir, diğer insanlar da birbirlerini haber yoluyla bilgilendiriyorlar)

İnsanlığın bugüne kadar elinde tuttuğu bilgilerin tümü bu üç yoldan edinme bilgilerdir. Hangi dinden olursa olsun bütün insanların bilgileri bu üç yoldan biri veya birkaçı ile öğrenilmiştir.

1. Bir şeyin zatını, yani kendisini algılama yoluyla bilgi ediniyoruz 

Gördüğümüz, tattığımız, kokladığımız, dokunduğumuz, kısaca duyu organlarıyla elde ettiğimiz bilgilerdir bunlar.

2. Bir şeyin eserini algılama yoluyla da insan bilgi edinir

Masaya bakıp onun bir marangozunun olduğunu çıkarmamız gibi.

Örnek: Biz Allah’ın varlığını bilgi edinmenin ikinci yoluyla biliyoruz. Yani O’nun eseri/izi olan kainata bakıp O’nun varlığına hükmediyoruz.

Allah’ın var ve alim/kadir vs. oluşunun delili alemdeki müşahedemize konu olabilen mevcud düzendir. Kainat Allah’ın eseridir/izidir. Düzenin, birşeyin varlığına ve ilmine delil oluşunun en açık misali ise yazı yazma sanatıdır. Bu sanatta düzen ve intizam, harflerin birbirine göre dizilişleri birinci derecede ehemmiyetli ve hatta yazının bir mana ifade etmesinin ilk ve tek şartıdır. Yazıyı bilmeyenin, şuurlu bir tanzim ve tertibin eseri olan bir metni yazmış olması imkansızdır.

3. Sadık haber yoluyla da birçok bilgiler elde edilmektedir

Bir ajans haberi yoluyla filan yerde olmuş bir trafik kazasından tutunuz da, Peygamberler yoluyla Allah’ın bildirdiklerine kadar nice bilgimiz sadık haber yoluyla edinilmiş bilgileri oluşturmaktadır. Her bilgi tahkik edilmeye muhtaçtır. Nitekim her ‘ben bir Peygamberim’ diyenin peygamberliği kabul edilmemiştir.

Akıl bu haberi getiren kişinin ‘güvenilirlik’ özelliğine binaen iddianın doğruluğuna hükmeder.

Örnek: İsra olayı olduğunda (peygamber bir gecede Mekke’den Kudüs’e gidip geldiğinde (İsra suresi 1. ayet) müşrikler hemen Ebu Bekir’e koşup ‘buna da mı inanacaksın’ diyerek Ebu Bekr’i sıkıştırmaya çalıştıklarında, o onlara şu cevabı verir: ‘Eğer Muhammed (a.s.) söylüyorsa doğrudur’.

Burada Hz. Ebu Bekrin yaptığı şey, haberi getirenin ‘güvenilirlik’ özelliğine binaen bir kanaat belirtmektir.

  • Haberin bilgi kaynağı olduğunun en açık ve reddi imkansız delili günlük bilgilerimizin çoğu ve bu bilgileri aktarmakta kullandığımız lisanlardır. Dil de bize haber yoluyla ögretiliyor.

  • Görmediğimiz ülkeler ve bilmediğimiz insanlar, tarih, gıda ve maişetinin temini, insanlar kendinlerine zararlı olan şeyleri, kazanma yollarını, tedbirleri ve değişik çareleri yine haber vasıtası ile öğrenirler.

  • Haberin bilgi kaynağı olarak kabul edilmesi aklın zarureti ile sabit olunca resulün haberinin bilgi kaynağı olduğu da kesinleşmiş olur. O kimsenin(peygamberin) doğru ve sadık olduğu delillendirilmiş olduğuna göre, getirdiği bütün bilgiler, tebliğ ettiği bütün hükümlerin, doğru olduğu kesinleşmiş olacaktır. Böylece o haberden hasıl olan bilgi kesinlik ve katilik açısından duyulara, müşahedeye/gözleme dayalı bilgiler gibi olmaktadır.

  • İnsanlar bu üçüncü yolla yüzlerce habere inanırken, en güvenilir insanların verdikleri haberlere/vahiylere inanmıyorlar, bu izahı mümkün olmayan bir çelişkidir.

Bilginin çeşitleri:

A. İlahi bilgi:

Allah’ın bilgisinin de aynı kelime ile isimleniyor olması o bilginin insan bilgisi ile aynı tanım altına girmesini gerektirmez.

Allah’ın bilgisinin nasıllığı asla tarif edilemez. Zira Allah zatı itibariyle hiç bir şeye benzemediği gibi sıfatları da hiç bir şeye benzemez.

B. Beşeri bilgi:

Beşeri bilgi ikiye ayrılır:

  1. Zaruri/zorunlu bilgi: (doğrudan bilgi)

Eğer bütün bilgiler zorunlu olsaydı, her akıl sahibinin nefsinde aynı şeylerin bulunması zorunlu olurdu. Herkes bu zorunlu bilgiden uzak kalmaz ve fikir ayrılıklarını düşmezdi. (imtihan gereği Allah vd. konularla ilgili bilgiler ilk etapta zorunlu değildir. İkinci etapta zorunlu hale geliyor, düşünen insan için)

  • Apaçık/mantıki(bedihi) bilgiler: iki zıddın birarada bulunamayacağı, bütünün parçasından büyük olduğu vb. bilgiler

  • Duyulara ait bilgiler: açlığımızı, sevincimizi hissetmemiz, gördüğümüz şeylerle ilgili bilgiler.

Zaruri bilgiler hiç bir akli çaba sarfetmeden insanın zihninde hasıl olan bilgilerdir ve bu bilgilerde ihtilaf edilmez.

BU BİLGİ, BİLGİ EDİNMENİN BİRİNCİ YOLUNDA BAHSEDİLEN BİLGİ ÇEŞİDİDİR.

  1. İradeye dayalı/kesbi/istidlali bilgi: (dolaylı ve vasıtalı bilgi)

Bu bilgi türü, zorunlu bilginin tersine, insanın iradesiyle kazanılarak meydana gelen bilgidir. Kendi gayret ve iradesi neticesinde meydana gelen bir bilgidir. İradeye dayalı bilgi akıl yürütme ile elde edilir ve daha önce mevcut olmayan bir bilgiye varılır.

Akıl yürütme ile ilgili bilgiler zorunlu/zaruri bilgiler üzerine kurulur. Aklın ‘bir şeyin bütünü parçasından büyüktür’ gibi zaruri bilgilerden vazgeçmesi imkansızdır.

  • Dumanı gördüğümüz zaman ateşe hükmetmemiz

  • Akıl yürüterek tümevarım, tümdengelim metotlarıyla elde edilen bilgiler.

Örnek: Bütün insanlar ölümlüdür. Ahmet de bir insandır. O halde Ahmet de ölümlüdür. tümdengelim metoduyla elde edilen bir bilgidir.

İstidlali bilgiler doğrudan değil dolaylı yollarla, bir kaç zihni adım atılarak, delil getirilerek elde edilen bilgilerdir ve bunlarda ihtilaf doğabilir.

BU BİLGİ, BİLGİ EDİNMENİN İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ YOLUNDA BAHSEDİLEN BİLGİ ÇEŞİDİDİR.

Sonuç:
Evet bu ilim ‘bilimsel bilgi’ anlamında bir ilim değil ama ilim kavramının bilimsel bilgi dışındaki bilgi türlerini kapsayamayacağını kim hangi yetkiye dayanarak iddia edebilir?
İlmin sadece bilimsel bilgi olabileceğine kim karar vermiş? Kavramlar üzerinde kimin böyle bir tekeli sözkonusu olabilir? İlim kelimesi Batı’daki bilim devriminden önce de kullanılan bir kelimeydi, dolayısıyla bilimciler bunu kendi bilgilerine hasr edemezler. Sadece şunu diyebilirler. ‘Bilimsel bilgi’ gözleme dayanır. İnanç da gözleme dayanmadığından bilimsel bilgi değildir. Zaten biz de bunu iddia etmiyoruz.
Allah’ı görmüş değiliz, Peygambere vahiy meleği ayetleri vahyederken onu görmüş değiliz. Bu bilgilerimizi biz indirek yollardan elde ediyoruz. Dolayısıyla bu da bir ilimdir.
Paylaş